|
Welcome,
Guest
|
|
Günümüzde Mevlânâ'yı ve özellikle Mesnevî'sini yakından tanıma arzusu gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bunun ana sebeplerinden biri, Mevlânâ'nın, özellikle Mesnevîsinde birey ve toplumla ilgili etkileyici değerlendirmeler yapmasıdır. Mesnevî'deki hikâyeler bu açıdan her zaman dikkat çekmiştir. Bu nedenle Mesnevî hikâyelerini Mesnevî'deki önemli konulardan ayrı olarak ele almak, hatta Mesnevî Hikâyeleri oluşturmak özellikle son asırda yaygınlaşmıştır. Diğer taraftan bunun aksine Mesnevî'deki önemli gördükleri konuları hikâyesiz bir şekilde aktarmayı tercih edenler de olmuştur. Ancak Mevlânâ tarafından Mesnevî'de düşüncelerle hikâyeler arasında kurulmuş olan bağlantı ve yorumlar, bir yöne ağırlık veren bu yararlı çabalarda genelde yer bulamamaktadır. Bilindiği gibi hikâyeler, Mesnevî'de önemli bir yer tutmaktadır. Mesnevîde birkaç beyitten birkaç yüz beyte kadar uzunluğu bulunan çok sayıda kıssa ve hikâye mevcuttur. Bunlardan bazıları, birçok önemli konuyu ve başka hikâyeleri de kuşatacak şekilde onlarca sayfada anlatılmıştır. Mevlânâ, Mesnevîsinde ayrıca telmih ve işaret yoluyla aynı veya farklı çok sayıda hikâye ve kıssaya defalarca atıfta bulunmuştur. Mesnevî hikâyeleri üzerinde önemli ve ciddî araştırmalar yapan B. Furûzânfer, bu eserde toplam olarak 275 hikâyenin bulunduğunu belirtmektedir.i Çevresindekilere yol gösteren ve tavsiyelerde bulunan Mevlânâ'nın, hikâyelerle örülmüş bir üslubu tercih etmesinin gerekçeleri olmalıdır. Mesnevî bu dikkatle incelendiğinde Mevlânâ'nın, bu hususu aydınlatacak bilgiler verdiği görülmektedir. Hikâyelere başlarken, hikâyelerin içerisinde veya bunlara son verirken hikâyecilik anlayışını ortaya koymaktadır. Bazen de söz konusu hikâyenin amacını, yani bu hikâyeden alınması gereken dersi Mesnevînin bütününde ve Mevlânânın bakış tarzında arayıp bulmak gerekmektedir. Onun bu konuyla ilgili ifadelerini sınıflandırıp incelemek galiba günümüz hikâyeciliği için de anlam taşıyacaktır. Mevlânâ hikâyelere büyük değer vermektedir. Kendisini hikâyelerle bütünleştirmekte, âdete hikâyenin içerisinde yer almaktadır. Hikâyeyi kendisiyle, gerçekte toplumla buluştururken, hikâyenin kahramanları sanki hemen yanı başındadır. Buharalı bir âşığın hikâyesini anlatırken, arada yer verdiği önemli konular uzayınca hikâyeye dönüş için gerekçe oluşturup şöyle demektedir: Burada ibret almak için bir hikâye var; ancak Buharalı beklemekten âciz kaldı.ii Bu ifadesiyle ara verdiği hikâyedeki aşığın, o anlatım sırasında bekleyip üzüldüğünü söylemektedir. Şu beyitte de olay kahramanının duygularını o anda yaşıyormuş gibi anlatmaktadır: Hikâyeyi kısa kes, çünkü hâkim o güzelin konuşmasına ve güzelliğine avlandı.iii Mevlânâ hikâyeleri gönülden anlatmakta ve onlarla adeta bütünleşmektedir. Örnek olarak bir yerde hikâyenin kahramanı Ayazâa şu ifadelerle seslenmektedir:
Ey Ayaz! Senin aşkınla kıl gibi oldum. Hikâyeden geri kaldım. Sen, benim hikâyemi söyle. Canla senin aşkının efsanesini çok okudum; sen, efsane olmuş olan beni oku.iv Bir hikâyeye ara verip sonra geri döndüğünde kullandığı şu ifade bu bütünleşmenin farklı bir ifadesidir: Tekrar hikâyeye geldik. Biz o hikâyeden zaten ne zaman çıktık?v Mevlânâ hikayeleri yaşanan hayatın kendisi olarak görür: Onun düşünce dünyasında hikâyeler anlatan ve dinleyenle benzerlik, hatta aynîlik taşımaktadır: Allaha sığınırım, bu hikâye değildir. Dikkat et! Bu bizim ve senin hâlinin kendisidir. Güzelce bak.Ardından hikâye örgüsünde yer alan kişi ve nesnelerle kendi hüviyetini buluşturur: Hem Arap biziz, hem testi biziz, hem de padişah biziz; hepsi biziz.Mevlânâ bu özelliklerle nitelediği hikâyelerin şifa verici ve çare gösterici olduğunu söylemektedir. Hikâye ve derman sözcükleri onun anlatımında bir araya gelebilmektedir: Anlat, hikâye dermanlar olsun. Anlat, canlara merhem olsun.x Şu ifadeleri de aynı özelliktedir: Hikâyesi üzüntünü gidersin diye sana Halîmenin sırrının hikâyesini anlatacağım. Ey nadir hikâyeler arayan sen! Âşıkların hikâyelerini oku. Bu uzun zamanda çok kaynadın. Ey kurutulmuş et! Yine de olgunlaşmadın.Mevlânâ hikâyelerle bütünleşip onların içerisinde yer alırken, dinleyicilerin de dikkatli ve duyarlı olmasını beklemektedir. Dinleyicinin, bu hikâyelerden yararlanabilmesi için dikkat ve özen sahibi olması gerektiğini sıkça dile getirmektedir: Bu sözün sonu yoktur. Dikkat et, aklını tavşan hikâyesine ver. Eşek kulağını sat, başka kulak satın al. Çünkü bu sözü eşek kulağı anlamaz.Sana bir hikâye söyleyeceğim; tamahın, kulağı kapadığını bilmen için akıllıca dinle. Kimin tamahı varsa, dili peltek olur. Tamahla göz ve gönül nasıl aydın olur? Eğer hikâye bir sonuç, yani yarar sağlamıyorsa bunun bir nedeni olmalıdır. Şu beyitlerde bu durumu sorgulamaktadır: Sen Sebâlıların hikâyesini okumadın veya okudun ama sesten başka bir şey görmedin. Darvanlıların hikâyesini okudun, öyleyse niçin hile aramada kaldın?Hikâyenin anlamını tersine çevirdin, inkâr ettin; cezaya hazır ol.Mevlânâ, bütün bu hikâyelerin belirli konularda tatmin edici bilgi ve tecrübeler taşıdığını söylemekte ve kıssadan hisse alınmasını tavsiye etmektedir: Kelileden şu hikâyeyi araştır ve bu kıssadan hisse al. Şu ifadelerinin her birinde söz konusu hikâyedeki ana temaya doğrudan işaret etmektedir: Ey oğul! Nefsin suretini görmek istersen, yedi kapılı cehennemin hikâyesini oku.xix Nahivci hikâyesini bu araya ekledik, böylece size yok olma yolunu öğrettik. Gizli ilimden bir örnek istiyorsan, Rumlular ve Çinlilerden hikâye oku.Ey inci tanıyan! Apaçık olanı, kıyastan/tahminden ayırt etmek için bir hikâye dinle.Taklit afetini tanımak için tehdit amacıyla şu hikâyeyi dinle. Akıllıların düşmanlığı bu türdendir; onların zehri, cana sevinçtir. Aptalın dostluğu, dert ve sapıklıktır; örnek olarak şu hikâyeyi dinle. Şu kapalı sırdan bir koku almak için tarih anlatandan bir hikâye dinle. Ey can! Allahın hükmüne razı olmak için şu hikâye sana ibrettir. Bu hikâyeyi şunun için söyledim: Hata ortaya çıkınca, laf dokuma.Ey temiz dost! Mustafanın bu hadisini açıklamak için bir hikâye dinle.Ey oğul! Hünerde kötü duruma düşmemek için burada bir hikâye dinle.Şu iki örnek de Mesnevîdeki ara başlıklardandır: Açıklama: Cevap vermemek, cevaptır, Ahmağa cevap, susmaktır sözünü açıklar; bu ikisinin şerhi, anlatılacak hikâyededir Eziyete sabretmenin, sevgilinin ayrılığına sabretmekten daha kolay bir iş olduğunu anlatan bir hikâyeKonuyu burada başlığımızı daha çok hatırlatacak bir noktaya taşıyalım. Hikâye onun ifadeleriyle iki yüze sahiptir; biri olay ve kahramanlar, diğeriyse hikâyenin amacı. Bu iki yapı Mevlânânın ifâdesiyle Hikâyede özü kavramaya engel olabilecek unsurlar vardır. Olay örgüsüne ve kahramanlara yoğunlaşmadır bu. Suretin, yani şeklin ve dış görüntünün etkisinde kalmaktır. Mevlânâ bir hikâyeyi belirli bir amaç için anlatırken, anlaşıldığına göre dinleyicilerin hikâyedeki olaya ve şahıslara takılıp kaldığını görünce Dinleyicinin, hikâyenin dış yüzünü dinlemeye yönelmesi nedeniyle hikâyenin manasının anlatılmasının engellenmesi başlığı altındaki şu açıklamaya gerek duymuştur: Şimdi dinle; ne engel oldu? Galiba dinleyicinin gönlü başka yere gitti. Gönlü konuk sûfîye doğru gitti; boynuna kadar bu sevdaya battı. Durumu açıklamak için bu söyleyişten o hikâyeye dönmek gerekli oldu. Ey aziz! Sûfîyi o suret sanma. Çocuklar gibi ne zamana kadar ceviz ve kuru üzüm? Ey oğul! Bizim cismimiz ceviz ve kuru üzümdür. Sen adamsan bu iki şeyden vazgeç. Sen geçmezsen, Hakkâın ikramı seni dokuz kat gökten geçirir. Şimdi hikâyenin suretini dinle, ama dikkat et! Taneyi samandan ayır. Suret de önemlidir. Çünkü kılavuzluk yapar ve öze götürür. Hikâyeler de manaya, gerçek bilişe aracı oldukça önemlidir: Bunu bırak, hikâyenin suretini al; inci tanesini bırak, sen buğday tanesini al. İnciye yol yoksa dikkat et, buğday al; ona doğru yolun yoksa bu ta-rafa sür. Zahir/dış görüntü eğri uçsa da zahirini al; sonuçta zahir, içe doğru götürür. Her insanın ilk durumu bizzat surettir, daha sonra can; o da huy güzelliğidir. Her meyvenin öncesi suretten başka nedir? Ondan sonra lezzet; o da onun manasıdır. Dolayısıyla anlatılan hikâyeler doğruluklara ışık salmak içindir, kılavuzluk içindir. Hikâyenin gerçek veya uydurma olması önemsenmemelidir. Bu nedenle olay örgüsü, kahramanları, yer ve zaman dikkat edilecek ve doğruluğu tartışılacak hususlar değildir. Bu, iş adamının önünde hikâye değildir, hâli anlatmaktır; mağara arkadaşının hazır bulunmasıdır. Kelilde okumuşsundur; ancak okuduğun hikâyenin kabuğudur; buysa, canın özü. Hezl/şaka, -bir şey- öğretmektir; onu ciddiyetle dinle; sen şakanın zahirine rehin olma. Mesnevîdeki şu ara başlık çok açıklayıcıdır: Açıklama: Anlatılan, hikâyenin suretidir. Anlatılan, bu suret avcılarına ve on-ların tasvir aynasına layık olan bir surettir. Bu hikâyenin hakikatinde bulunan kutsallıktan dolayı söz, bu indirgemeden utanır ve utançtan başını, sakalını ve kalemini kaybeder. Akıllıya, işaret yeter. Ancak kavramaya engel olabilen olay örgüsü ve kahramanlar, aynı zamanda özü elde etme aracıdır. Aracıdan yararlanmak, ona takılıp kalmamak gerekir. Bu anlatış bir üslup ve yöntemdir. Rumuzlu anlatışın yararları vardır. Mevlânâ bu konuda örneğini açıklamaktadır: Hak, övülenleri uygun olmayan kişiden gizlemek için bu hikâyeleri ve örneği -usul- koymuştur. Bir hikâyede ikna etmek için kendi kendisine, canına şöyle demektedir: Ona dedim: “Sevgilinin sırrının gizli olması, daha hoştur. Sen bizzat hikâyenin içindekine kulak ver. Dilberlerin sırlarının, başkalarının hikâyesinde anlatılması daha hoştur. Anlatmada ve anlamada zorluklar vardır, bunları aşmak için samimiyet ve çaba gerekmektedir. Mevlânâ bu müşkül durumu ikna edici ifadelerle ortaya koymaktadır: ’ Söylerse, ondan dolayı ayağın kayar; ondan hiçbir şey söylemezse, eyvah sana! Ey yiğit! Örnek olarak bir şekil söylense, hemen o şekle yapıyorsun. Yapılması gereken açıktır, Mevlânânın ifadesiyle: Ne zamana kadar testinin suretiyle aşk oynayacaksın? Testinin suretini geç, su ara. Mevlânânın bir hikâyeye başlarken yer verdiği şu beyit, hikâyelerdeki kahramanların ve olayların gerçek olup olmayışı veya tarihi bilgilerle uyuşup uyuşmadığının önemsenmemesi gerektiğini açıklamaktadır: Doğruluklara ışık vermesi için doğru veya yalan bir hikâye hatıra geldi.Çünkü hikâyelerin mana ve öz olarak yaşanan gerçeklerle ilişkileri vardır. Mevlânâya göre yaşananları tanımlamak ve yorumlamak için, yukarıda işaret edildiği gibi hikâyelerden yararlanmak gerekir. Bu amaç ihmal edilerek hikâyedeki kahramanların ve olayların gerçeklik açısından tartışma konusu yapılmasının yararı yoktur. Hatta bu yaklaşım ve bu tür tartışmalar, çoğu zaman gerçek sorunların dikkatlerden kaçmasına sebep olmaktadır. Mevlânâ, anlatılan hikâyeye “Bu hikâyeyi çiz, çünkü yalan ve yanlıştırdiyenin anlayışını ve tavrını şöyle resimleştirmektedir: Ey âciz! -Meryem- onu ne içten ve ne dıştan görmediyse de, hikâyeden mana al. Efsaneler dinleyip, Şîn harfi gibi nakşına yapışmış olan kişiye benzer olma. O diyordu: O dilsiz Kelile, anlatması olmayan Dimnein sözünü nasıl duyar? -Ayrıca- birbirinin dilini bildilerse beşer, konuşma olmadan onu nasıl anladı? O Dimne, aslan ve öküz arasında nasıl elçi oldu ve her ikisine efsun okudu? Akıllı öküz, nasıl aslanın veziri oldu? Fil, ayın aksinden nasıl korktu? Bu Kelile ve Dimne, bütünüyle iftiradır; yoksa karga leylekle nasıl boy ölçüşür.Mevlânâ, bu bakışın ve yanlış değerlendirmenin sahiplerine doğru yöntemi şu şekilde göstermektedir: Ey kardeş! Hikâye bir ölçü kabı gibidir, içindeki mana da tahıl tanesi gibi. Akıllı kişi mana tanesini alır, götürülse de ölçü kabına bakmaz. İçerisinde açık bir konuşma yoksa da bülbül ile gülün macerasına kulak ver.Mevlânââya göre hikâyeden yararlanıp günlük hayata özellik kazandırmak bu bakışla mümkündür. Hikaye anlatmak veya dinlemekten amaç, suretin kılavuzluk ettiği manaya ulaşmak olmalıdır. Aksi taktirde hikâyelerin içerdiği gerçeklik günümüzden ve şahsımızdan uzaklarda kalacak ve olgunlaşma yolunda insanları aydınlatmayacaktır. Mevlânâ bir örneğinde dikkatleri bu noktaya çekmekte ve dinleyicileri somut gerçeklerle baş başa bırakmaktadır: Bu hikâyeler öncelerde olmuştur diye Musayı anış gönüllere bağ olmaktadır. Musayı anış, gizlemek içindir; ama Musanın nuru senin için hazırdır. Ey iyi adam! Musa ve Firavun senin varlığındadır; bu iki düşmanı kendinde aramalısın.Mevlânâ bu son örnekte görüldüğü gibi bireyleri yaşanan anla ve olaylarla gerçekçi bir şekilde ilgilenmeye davet etmektedir. Ona göre bireysel ve sosyal sorunlar, bu gerçekçi tutumla çözümlenebilir. Sonuç olarak Mesnevî hikâyeleri Mevlânânın burada ortaya konan bakış açısıyla değerlendirilmelidir. Farklı tutumlarla Mesnevî hikâyeleri için oluşturulan yargılar, sahiplerinin metni yorumlama üslubuyla ilgili görülmelidir. |
|
|
Please Log in or Create an account to join the conversation. |
