Welcome, Guest
Username: Password: Remember me
  • Page:
  • 1

TOPIC:

Ergenekon kavramı 9 years 10 months ago #641

  • pargali78
  • pargali78's Avatar Topic Author
  • Offline
  • Elite Member
  • Elite Member
  • Posts: 500
  • Karma: 1
  • Thank you received: 1
Azerbaycan Türk Kültür Dergisi 5.Haziran.1986 yıl: 35 sayı: 255 sayfa : 40 -44 Sayın Seyfettin Altaylı beyefendinin

yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum. Üzerinde düşünülmesi gerektiğine inanıyorum.

Yazının başlığı : ERGENEKON BAYRAMI

Milletleri meydana getiren esas unsurlardan biri de kültürdür.
Her millet yaşadığı coğrafi saha ve içtimai / toplumsal yapısıyla ilgili olarak kendi kültürünü yaratmıştır. Başka sözle dersek ,milletler kendi ruhlarının , düşüncelerinin , istek ve arzularının , heyecen ve üzüntülerinin eseri , nişanesi / belirtisi olan kültürlerini yaratmışlardır.

Kültür , bir milletin kanı ve ruhu gibidir. Ne değiştirilebilir, ne de atılabilir. Kendi kültürünü kaybedip başka bir milletin kültürünü alan millet kendi milliyetini kaybetmiş ve kendi kendine yabancılaşmış demektir. Kendine yabancılaşan bir millet ,
kültürünü kabul ettiği millete de mensub/ ait olamaz. Çünkü milli değerler yekünü / bütünü olan kültür , milletin karakteridir.
Kendi karakterini kaybeden millet de itibarını / güvenirliğini ve saygınlığını yitirir.Kültür , elbise gibi istendiği anda değiştirilip atılamaz ve zorla yok edilemez. Söz açılmışken hemen belirtmeliyizki ; Bulgaristan'da benlikleri , kültürleri zorla değiştirilmek istenen 1.5 milyon Türk'ün Bulgarlaşması gayri mümkündür / kesin olarak olasılığı yoktur. Tarihin hiçbir döneminde milli kültürler zorla veya başka yollarla ortadan kaldırılamamıştır. Ne var ki Bulgar adı , zihinlerden silinmeyen ve yüreklerde daima kanayan zulümkar bir ad olarak kalacaktır .

Kültür , bir milletin ruhi ve ırki yapısına uygun olarak inkişaf eder / gelişim gösterir. Kültürün içinde mühim / önemli olan ve uzun zaman içinde dumura uğrayanlar / körelenler örf ve adetlerdir.

Tarihin başından beri Türk milletini yıkmak isteyen mihraklar / odaklar önce onun örf ve adetlerini , dilini değiştirmeye çalışmış. Bu faaliyetlerde / çalışmalarda iki husus / konu dikkat çekmektedir. Biri uzun diğeri kısa vadeli / süreli faaliyetlerdir.Kısa vadede inanç , edebiyet ve sanata tesir ederek , uzun vaded ise dili , örf ve adetleri ortadan kaldırarak etkili olmak amaçlanmaktadır.

Bu günkü konumuz bütün Türk illerinde / memleketlerinde kutlanan Ergenekon , yani Nevruz bayramıdır .

Nevruz , kelime anlamı itibarıyla '' yeni gün '' manasındadır. 12 hayvanlı Türk takviminin birinci ayı Mart ayının 21. inci günü başlar ki bu gün Türk'lerde yılbaşıdır. 21 Mart günü , bütün Türk boyları tarafından bilinmektedir.
Kullanıcı kimliğini gösterİdris Kulaçoğlu tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönder


İdris Kulaçoğlu
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 11 Arl 2010
Bildiriler: 23

Bildiri Tarih: Prş Arl16, 2010 20:30 Alıntıyla Cevap Gönder

Aklımıza şöyle bir soru gelebilir . Neden başka bir ayda , başka bir gün yılbaşı olarak kabul edilmemiş ? 21 Mart gününün
bayram olarak kabul edilmesinde hangi tarihi veya dini hadise / olay sebep teşkil etmiştir / oluşturmuştur .

Bayramlar umumiyetle / genellikle toplumların karşı karşıya geldikleri çok mühim hadiselerden başarıyla çıktıkları günlerdir. Yani varlık-yokluk kavgasına tutuşan ve bu kavgadan alnının akıyla çıkan toplumlar , o günün sevincini gelecek nesillere aktarmak için bayram olarak kabul etmişler ve kutlamışlar. Bu günü kutlamada , karanlıktan aydınlığa çıkışın verdiği manevi haz ve bu haz ile kendine güvenin mutluluğu yatıyor .Ergenekon destanı ise bu gün kutlanan nevruz bayramının ta kendisidir .

Ergenekon destanı özetle şöyledir :

'' Türk illerinde Göktürk kolunun uzanmadığı , yolunun geçmediği yer yoktu. Bütün yabancı kavimler Göktürklerden intikam almak için birleştiler ve onların üzerine yürüdüler. Türk'ler çadırlarını ve sürülerini bir yere toplayıp etrafına hendek kazarak beklediler. Düşmanlar geldi ve vuruşma başladı. Göktürk'ler galip geldi.

Düşmanların beyleri , hanları toplantı yapıp dediler ki : Göktürk'lere hile yapmazsak onları yenemeyiz. Böyle kararlaştırıp sabah olunca bozguna uğramış gibi kaçmaya başladılar . Göktürk'ler , bunların vuruşma gücü bitti, diye peşlerine düştüler. Düşmanlar aniden dönüp Göktürk'lere hücum ettiler ve onları öldüre öldüre çadırlara geldiler. Çadırlarda herşeyi yağmaladılar. Büyükleri öldürüp , küçükleri esir alarak götürdüler.

Göktürk kağanı İlhan'ın çocukları çoktu. Savaşta Kayan hariç hepsi öldü. Kayan , en küçük oğlu idi ve yeni evlenmişti .İlhan'ın Tükuz adlı bir yeğeni vardı. Bu ikisi düşmana esir olmuşlardı. Düşmanlar bunları kendi ülkelerine götürüyorlardı.10 gün sonra bu iki Türk yiğidi bir gece eşlerini de alarak kaçtılar, yurtlarına geldiler. Düşmanın yakalayamadığı at,öküz,deveve koyunları topladılar.

Kendi kendilerine kararlaştırdılar ki : Etrafımız hep bize düşmandır. En iyisi dağlarda insan yolu düşmeyen bir yer bulup yaşayalım . Böylece yüzlerini dağa çevirdiler.

Dağda bir keçi yolu bularak yürüdüler. Yol öylesine bir yoldu ki bin güçlükle yürünüyordu ve kimayağını yanlış bir yere bassa düşüp parça parça olurdu. Bu yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Burada çeşmeler , otlar , meyveli ağaçlar ve türlü avlar vardı.

Tanrıya şükrederek buraya yerleştiler ve adına Ergenekon dediler.

Burada Kayan ve Tükuz'un çocukları çoğaldılar. 400 yıl sonra o kadar çoğaldılar ki Ergenekon onlara dar gelmeye başladı. Dediler ki : Atalarımızdan işittik Ergekon dışında geniş ve güzel yerler varmış . Bizim eski yurdumuz oralardaymış . Dağların arasından yol bulup çıkalım. Bize dost olanla görüşelim , düşman olanla vuruşalım.

Börteçine adlı bir demirci , dağı iyi biliyordu ve dedi ki : Bu dağda demir maddesi var ve yalın kat madendir. Bu demiri eritirsek bir yol buluruz.

Gidip , baktılar ve bu fikri beğendiler. Dağın her tarafını bir kat odun bir kar kömürle doldurdular. 70 deriden körük yapıp yetmiş yere kurdular. Ateşi yakıp körükleri çekmeye başladılar.

Tanrının inayeti / iyiliği / ihsanı / lütfu ile ateş yandıktan sonra demir dağ eridi ve aktı . Yüklü bir deve çıkacak kadar yol açıldı. Hazırlıklarını yaparak çıkacakları o mukaddes / kutsal ay , gün ve saatı ballayerek çıktılar.

O günden sonra Göktürk'ler yılın başladığı o günü bayram kabul ettiler. Her yıl o gün geldiğinde bir parça demiri yaktıkları büyük bir ateşte kızdırırlar , onu örse koyar ve kıskaçla tutarlar , önce hakan sonra beyler onu çekiçle döverlerdi.Bu gün Göktürk'ler için mukaddes / kutsal sayılırdı. ''

Türk boyları bu bayramı gittikleri her yere götürmüş ve orada yaşatmıştır.

Müslüman olmayan Çuvaş Türk'leri başından beri Sibirya'da ki yurtlarında bu bayramı '' Naurus '' '' Nouruz oyı '' adıyla hala kutlamaktadır.
Kırgız Türk'lerinde yılbaşı manasına gelen '' Bay-ay '' terimi mevcuddur/vardır ve bu terim Kırgız 'lardan bahseden / anlatan Çin yıllıklarında da geçmektedir.
Azerbaycan' da 21 Şubat - 20 Mart günleri arasındaki zamana '' Buz-ay '' '' Boz-ay '' derler.
Diğer taraftan Gaziantep çevresinde yeni yıl , Mart ayındadır ve bu aya '' Azer '' denilmektedir.
Güney Rusya bozkırlarında yaşayan Kazak Türk'lerinde Nevruz bayramı dolayısıyla herkes en yeni ve güzel elbiselerini giyer. Evlerin duvarlarına ve eşyaların üzerine kil kaplar atılarak parçalanıor , yakılan büyük ateşin atlanır.Kazak Türk'leri ateş üzerinden atlamalara ve onunla ilgili oyunlara '' Baça '' derler. Azerbaycan'da ve Kars'ın Iğdır kazasında (bu gün Iğdır il olmuştur .) bunun adı '' Baca - baca'' dır.
Kırgızlar , yeni yılın ilk gününe ''Nooruz '' derler ve bu gün ''Nooruz Köcü '' denilen darı ve bulgurdan yapılma bir yemek yerler.
Orta asya Türk'leri yılın ilk gününe '' Navris '' derler . Semerkant , Buhara ve Endican yöresindeki Türk'ler 21. Mart'ta başlayan ve bir hafta devam eden eğlencelerine '' Seyil eğlenceleri '' diyorlar .

Please Log in or Create an account to join the conversation.

  • Page:
  • 1
Time to create page: 0.378 seconds

NDK Hoş Geldin